ZAYIFLATIYORUZ.
TEK İŞİMİZ ZAYIFLATMAK.

AI-Destekli Akıllı Biyorezonans Saati ile Küresel Obezite Krizine Biyofiziksel Çözüm.

94.8% İştah Kapatma Başarısı
Çözümleri İncele
🍷 Biorezonans İle Alkol Bırakma
online
🚬 Biorezonans İle Sigara Bırakma
online
⚖️ Biorezonans ile Kilo Kontrolü
online
🛡️ Biorezonans İle Bağışıklık Güçlendirme
online
🤧 Biorezonans ile Alerji tedavisi
progressing
🦠 Biorezonans İle Enfeksiyonel Hastalıklar
progressing
🎗️ Biorezonans İle Kanser Tedavisi
progressing
Biorezonans İle Kronik Hastalıklar
progressing
🧠 Biorezonans İle Nörolojik hastalıklar
progressing
🧬 Biorezonans ile Otoimmun Hastalıklar
progressing
🧘 Biorezonans ile Psikiyatrik hastalıklar
progressing
🌿 Biorezonans İle Sağlıklı Yaşam ve Önleyici Tıp
progressing
Katamaran Watch

Hakkımızda

Katamaran & DAÜ İşbirliği

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC) tek devlet üniversitesi olan Doğu Akdeniz Üniversitesi (DAÜ), 1979 yılında eğitim hayatına başlamış olup tüm programları TC YÖK tarafından onaylanmıştır.

Gelişmiş altyapısı, nitelikli öğretim kadrosu, dünyanın 110 ülkesinden gelen 16,000 öğrencisi, 35 ülkeden 1,100' ün üzerinde öğretim elemanı, İngilizce eğitim veren programları, ikinci ve üçüncü bir yabancı dil öğrenme olanağı, öğrenci değişim programları, zengin spor, sosyal ve kültürel etkinlik olanaklarına sahip uluslararası akreditasyonları, uluslararası öğretim ortamı ve dünyanın her yerinde geçerli diplomasıyla Doğu Akdeniz Üniversitesi, öğrencilerini yaratıcı, girişimci, küresel düzeyde rekabete hazır gençler olarak yetiştirmekte ve onları uluslararası kariyer için eğitmektedir.

DAÜ’ de 12 Fakülte ve 3 Yüksekokulda toplam, 105 ön lisans ve lisans, 108 yüksek lisans ve doktora programı bulunmaktadır.

DAÜ, 3000 dönüm arazinin üzerine yayılmış eğitim binaları ve laboratuvarlarıyla, kapalı ve açık spor salonları ve kültür faaliyetleriyle, eşine az rastlanan bir kampüs üniversitesidir.

DAÜ yetkili firması olarak hasta şikayetlerini dinledik ihtiyaçları doğrultusunda dünya genelinde uygulanmamışı tasarlayıp uyguladık ve üniversitemiz altyapılarını kullanarak Biyorezonans Saatini geliştirdik.

Katamaran Teknoloji & DAÜ iş ortaklığı ile teknoloji ve bilimsel araştırma merkezimizde AI sistemleri Ar-Ge ve biyomedikal tasarım ve üretim içeren projemize başladık.

Şirketimiz, küresel pazarlara hitap eden, yüksek katma değerli, niş pazara sahip Non-Invaziv Biorezonans Akıllı Saat ile tıbbi cihaz ve sensör üretiminde Dünya genelinde bir ilke imza atarak küresel dünya pazarının ihracatını karşılamak amacıyla projeyi hayata geçirmiştir.

DAÜ & Katamaran Teknoloji Danışmanlık Ticaret Ltd. olarak her zaman ilklere imza atmayı seviyoruz...

DAÜ / EMU AR-GE Biyomedikal Tasarım

Klinik Protokoller

🍷
online

Biorezonans İle Alkol Bırakma

🚬
online

Biorezonans İle Sigara Bırakma

⚖️
online

Biorezonans ile Kilo Kontrolü

🛡️
online

Biorezonans İle Bağışıklık Güçlendirme

🤧
progressing

Biorezonans ile Alerji tedavisi

🦠
progressing

Biorezonans İle Enfeksiyonel Hastalıklar

🎗️
progressing

Biorezonans İle Kanser Tedavisi

progressing

Biorezonans İle Kronik Hastalıklar

🧠
progressing

Biorezonans İle Nörolojik hastalıklar

🧬
progressing

Biorezonans ile Otoimmun Hastalıklar

🧘
progressing

Biorezonans ile Psikiyatrik hastalıklar

🌿
progressing

Biorezonans İle Sağlıklı Yaşam ve Önleyici Tıp

Akıllı Çözümler & Konfigüratör

BioWave Pro
AI Bio-DSP Multi-spectral PPG

KATAMARAN BioWave Pro™

100.000

Tedavi Protokollerini Seçin (+₺10.000 / program)

Toplam Tutar

100.000

İş Akışımız

1

Biyo-Frekans Profili

Kan biyobelirteç analizi ve dijital sağlık anamnezi.

2

AI Frekans Kalibrasyonu

Kişiye özel ters harmonik dalga profillerinin saate yüklenmesi.

3

7/24 Kesintisiz Terapi

Otomatik dürtü engelleme ve günlük mikro atımlar.

4

Sürekli Optimizasyon

Metabolik takip ve yapay zeka ile protokol güncelleme.

Sıkça Sorulan Sorular (FAQs)

Biorezonansın alerjik hastalara yönelik terapi programı, biorezonansın

temeli olan hastalıklı hücrelere yaydıklarının tam aksi yönde frekans

yollayarak olumsuzlukları nötrleştirmeye dayanıyor. Haftada bir kez,

yaklaşık bir saat süren seanslar sonunda ortalama 10 -- 12 hafta içinde

iyileşme sağlanabiliyor. Bu süre, yapılan kan tahlili sonucunda hastanın

alerjisi olduğu anlaşılan madde sayısına göre 1 -- 2 hafta daha kısa ya

da uzun olabiliyor.

Bazı vakalarda (yüzde 15 dolayında) tedavi tamamlandıktan sonraki sene

hafif de olsa alerji belirtisi görülebiliyor. Afrika'dan toz bulutu

geldi gibi haberler duyarız örneğin. Aslında sadece toz gelmez, içinde

birçok maddeyi barındıran bir yapı gelir. Ve her yıl gelen tozun içeriği

değişiktir. Yeni tozlara karşı da destek terapi seansları uygulanması

gerekebilir. Çevre tozları dünya etrafındaki dolaşımını yaklaşık 2-3

yılda tamamlayacağı için bu süre sonunda kalıcı bir tedavi

hedeflenebilir.

Alerji sorunu ciddi hastalıklara zemin hazırlayabilir. Alerjiler

geçiştirmeye gelmez, tedaviye yönelmek gerekir. Alerjisi olanlara çiçek

olan yerde, tozlu yerlerde bulunmamalarını, evde hava filtreli

süpürgeler, polen filtreli hava temizleyiciler kullanmalarını öneririm.

Evcil hayvanları varsa aynı odada uyumamayı tercih etmeliler. Bağışıklık

sistemlerini desteklemek için C vitamini kullanabilirler.

Biorezonans metodunda alerji testi diğer metotlara göre daha farklı

uygulanır. Alerji testinin birkaç çeşidi var. Bir tanesi provakasyon

yöntemi dediğimiz testler. Bu testlerde vücudunuza alerjen maddenin çok

küçük dozları enjekte edilerek vücudunuzun tepkisi bakılır. En sık

kullanılan yol budur hastanelerde. Bir diğeri şüphelenilen maddelerin

antikor seviyesi kanınızda bakılabilir. Örneğin gluten için yapılan

anti-gliadin gibi. Biorezonans testinin bunlardan farkı da sadece birkaç

damla kan alarak kandaki alerjen maddelerin frekansının taranarak bu

frekansların kanda tespiti alerji olduğunu gösterir. Biorezonans bu

açıdan çok daha kolay bir test metoduna, aynı zamanda risksiz ve

zararsız bir test metoduna sahiptir.

Biorezonans metodunun en etkili olduğu hastalıklar alerji

hastalıklarıdır ve alerji tabanlı hastalık gruplarıdır. Örneğin akut

alerji, ürtiker, egzama, astım, bronşit gibi temelinde alerjik

problemlerin, alerjilerin olduğu hastalıklar biorezonans metodunun en

etkili ya da en başarılı yüzdeyle tedavi ettiği hastalık gruplarıdır.

Çünkü biorezonans metodunda alerji yapan maddenin atom frekansı

dediğimiz o maddeye ait olan frekans kodu tespit edilir ve bu frekans

kodunun tersi kullandığımız cihazlarla üretilerek vücuda geri verilir.

Tekrarlayan seanslar boyunca da bu alerjik maddenin frekansı vücutta

nötrleşir. Bu nereden çıkıyor? Bu vücudumuzun rahatsız olduğu tüm

alerjik maddelerin frekans kodunu kaydetmesiyle ortaya çıkıyor. Bir

maddeye alerjik tepkimemiz varsa onunla karşılaştığımızda vücudumuzun

hafızası onu kaydeder. Biyokimyasal olarak onu kaydetse de o maddenin

biofiziksel kodu denen frekans kodunu da kaydeder. Bu o maddenin

spesifik özelliğidir. Ters frekans dediğim şey bu maddenin kayıtlı

frekansının tersini, yani ayna görüntüsü dediğimiz tam aksi frekansını

kullandığımız cihazla üreterek vererek nötrleştirmeye yarar. Bu sayede

alerjik maddelerin frekans bilgisi vücuttan silinir. Silindikten sonra

da vücudumuz o maddeye karşı bir alerjik reaksiyon geliştirmez. Bu

sebeple biorezonans metodu en başarılı olarak alerji ve alerji tabanlı

rahatsızlıkları tedavi eder.

Sürekli tekrarlayan enfeksiyon, bulunduğu bölgeyi etkileyen mikrobun

doğru tedavi edilememesinden kaynaklıdır. Yani kronik bir hal alır.

Kronik hal almasının birçok sebebi olabilir. Bir tanesi doğru tedavi

edilememesidir. Bir diğeri hijyenden kaynaklı olabilir. Örneğin genital

hijyeniniz bozuksa sürekli idrar yolları enfeksiyonu tekrarlar. Yine

candida gibi florayı bozan, özellikle hanımlarda vajen florasını bozan

mantarlar da idrar yolları enfeksiyonunun tetikleyicileridir. Son olarak

doğum yapmış hanımlarda mesane sarkması idrar kaçağına sebep olduğu gibi

aynı zamanda idrar yolları enfeksiyonlarında da tetikleyici faktörlerden

bir tanesidir. Bunların tedavisinin kalıcı bir şekilde olması için

biorezonans gibi bütüncül bir tedavi metodundan faydalanabilirsiniz.

Biorezonans metodu ile enfeksiyonel hastalıkların tedavi süreci

nasıldır?

Biorezonans metodu ile enfeksiyonel hastalıkların tedavi süreci şöyle

özetlenebilir:

  • Biorezonansa özel kan testi ile hastada hangi virüs, bakteri,
  • parazit ya da mantar türünden mikro organizmaların bulunduğu

    tespit edilir. Laboratuvar bulguları incelenir. Yaklaşık 90 dakika

    süren kapsamlı bir muayene yapılır. Bu verilere göre Dr. Sinan

    Akkurt tarafından tedavi planı oluşturulur.

  • Tedavide enfeksiyona yol açan bakteri, virüs, parazit ve mantarların
  • anti-frekanslarını içeren ampuller kullanılır.

  • Bir yandan hastanın bağışıklık sistemini güçlendirici frekans
  • tedavisi uygulanır; bir yandan da tespit edilen mikro

    organizmaların sahip olduklarının tam tersi frekans yüklemesi

    yapılarak ortadan kaldırılmaları hedeflenir.

  • Tedavi çoğunlukla haftada bir kez 75 dakikalık seanslar şeklinde
  • uygulanır Akut durumlarda seanslar her gün ya da gün aşırı olmak

    üzere sıklaştırılabilir.

  • Bazı vakalarda mikro organizmaların anti-frekanslarının yüklü olduğu
  • çipler hastanın vücuduna yapıştırılarak tedavinin çip üzerinden

    bir sonraki seansa dek devam etmesi sağlanır.

  • Hastalığın türü ve ilerlemişlik derecesine göre tedavi süreci iki
  • seans ile 30 seans aralığında değişebilir.

    Biorezonans ile tedavi edilebilen enfeksiyon hastalıkları

    hangileridir?

    Enfeksiyon hastalıklarının biorezonans ile tedavisinde en sık başvuru

    alınan gruplar şöyledir:

    İdrar yolu enfeksiyonları\

    Antibiyotiğe dirençli enfeksiyonlar\

    HPV\

    Vajinal mantar enfeksiyonları\

    Tüberküloz\

    Sarılık\

    Sinüzit\

    Bağırsak solucanları, tenya, hidatik kist

    Enfeksiyonel hastalıkların biorezonans metoduyla tedavisi, kronik

    durumlar dışında bir haftadan iki aya uzanan sürede

    gerçekleştirilebilirken; kronik durumlarda süre altı aya kadar

    uzayabilir. Genel ortalamalara bakıldığında grip için 2, ayak mantarı

    için 8, tüberküloz için 10, hepatit için 25 seansta iyileşme

    sağlanabildiği gözlenmektedir.

    Enfeksiyöz hastalıkların tedavisinde biorezonans terapileri genellikle

    haftada bir kez uygulanır ve 75 dakika sürer. Bazı akut durumlarda

    seanslar sıklaşabilir, bazı vakalara ise enfeksiyona neden olan mikro

    organizmaların anti-frekans kodlarının yüklü olduğu çipler vücuda

    yapıştırılarak tedavinin sürekli olması sağlanır.

    1) Vücudu etkileyen dengesini bozan blokajları ortadan kaldırmak.

    Apoptozis mekanizmasını engelleyen patojenleri temizlemek. Hastayı

    tedaviye hazır hale getirmek.

    2) Bağışıklık sistem desteği vermek.Kanser vücudumuzun bağışıklık

    zafiyeti nedeniyle ortaya çıkan bir hastalıktır. Yapılan araştırmalarda

    (Giesing, Recklinghausen, bak. Lahodny), kanser hastası hangi metotla

    tedavi görürse görsün, lenf ve damar sisteminde sirküle eden kanser

    hücreleri mutlaka mevcut olmaktadır. Bu mikro metastazların hangi kanser

    hastasında makro metastaz gelişimi göstereceği, kanser hastasının

    immünolojik durumuna bağlıdır. Dolayısıyla amaç kanser hücrelerini yok

    etmekten önce bağışıklık sistemimizi güçlendirmek olmalıdır. Çünkü

    kanser sadece buzdağının su üstünde kalan kısmıdır. Bizim

    farketmediğimiz buzdağının altında kalan kısımla bağışıklık sistemi

    elemanları her an her saniye mücadele etmeye devam etmektedir.

    Dolayısıyla vücuttaki görmediğimiz bilemediğimiz problemlere karşı

    bağışıklık sistemimizi her saniye güçlü tutabilmek en önemli tedavi

    olacaktır.

    3) Detoksifikasyon. Gün içinde vücudumuzda birçok reaksiyon

    olmaktadır. Ve bunun sonucunda da ciddi miktarda atık ve toksin ortaya

    çıkmaktadır. Kanserli hastalarda bu çok daha fazla artmaktadır.

    Hele hele kemoterapi ve/veya radyoterapi alan hastaların vücudunda

    toksin madde birikimi çok daha fazla arttığı için bu hastalar klasik tıp

    tedavilerine bile devam edemez hale gelmektedir. Biorezonans metodu

    atılım organlarına destek vererek detoksifikasyonu

    hızlandırabilmektedir. Bu da hastanın tedavisine ciddi katkı sağladığı

    gibi kemoterapi ve radyoterapi gibi tedavilerin etkinliğini

    artırmaktadır.

    4) Asit-baz dengesinin sağlanması.Detoksifikasyon programlarından

    hemen sonra en az 6 aylık bir beslenme planı önerilir. Bu beslenme

    planında asitli yiyecek ve içeceklerden uzak durmalı, alkali besinlere

    ağırlık verilmelidir. Vitamin ve özellikle Vitamin C uygulanmalıdır.

    Sodyum bikarbonat vücuttaki pHyı yükselterek asitleşmesini engellemek

    için verilmelidir. pH 7,0 nin altında T- lenfositlerin tümör hücrelerini

    öldürmediği ve 'Naturel Killer' hücrelerin de etkisiz olduğu tespit

    edilmiştir. Asit, immün sistemini etkisiz hale getirdiği için mutlaka

    beslenme planında baz içeren besinlerin ağırlıklı olmasına dikkat

    edilmelidir.

    5) Kanserli hücrenin ters frekansının verilmesi.Biraz önce yukarıda

    bahsettiğimiz gibi hücreler arası iletişim biofotonlar ile olur.

    Hücrelerin bilgi alışverişi bilinen metotlar (hormonlar vs.) yanı sıra

    biofiziksel anlamda, yani titreşim yolu ile olur. Biorezonans metodunda

    vücuda yabancı olan kanser hücrelerinin biofiziksel bilgileri (bu

    hücreler kan testi ile tespit edilir veya hastanın patolojik preparatı

    kullanılır) biorezonans cihazına aktarılır ve faz kaydırması ile modüle

    edilir, güçlendirilir, uygun frekans aralığında hastaya geri aktarılır.

    Faz kaydırması aslında bir nevi kanserli hücrenin frekansının tersinin

    üretilmesi olduğundan hastaya verilen modüle edilmiş kanser frekansları

    hastadaki kanser hücrelerinin biofiziksel frekanslarını nötrleştirir. Bu

    kanser hücrelerinin etkisini kaybetmesini aynı zamanda da bu hücrelerin

    bağışıklık sistemi tarafından da tanınmasını sağlar. Bu konuda

    kullanılan cihazlar biofeedback sistemleri olarak ele alınmaktadır

    (Arbanowski ve Nedeljkovic, 2000).

    6) Psikolojik destek.Hastalığı tetikleyen nedenler arasında yaşanmış

    bir travma, bir şok genelde vardır. Aynı zamanda kanser hastaları,

    hastalığın verdiği kaygıdan dolayı da psikolojik açıdan çökmüş

    kişilerdir. Dolayısıyla bu hastalara psikolojik destek mutlaka

    verilmelidir. Bu destek iki şekilde yapılmaktadır: Birincisi; yine

    kişinin serotonin düzeylerini artırıcı anksiyolitik tedavi

    frekanslarıyla hastanın desteklenmesidir. Diğeri ise; Hamer metodu

    denilen metot ile hastanın yaşamış olduğu şok, travma veya kronik

    üzüntünün biofiziksel bağlantısını kesmeye dayalı tedavidir. Kanser

    oluşumu ile ilgili Avusturyalı doktorGeerdRykeHamer bilimsel tıp

    camiasında henüz kabul görmemiş bir hipotezi tartışılmaktadır. Teorileri

    'NeueGermanischeMedizin (NGM)' adı altında holistik tıp anlayışı

    çerçevesinde yayılmaktadır. Dr. Hamer'in hipotezi, kanser hastalığının

    oluşumunda esasen kişinin çözemediği ve düşünceleri ile 'takılı' kaldığı

    psikolojik sorunun/sorunların var olması, çok önemli rol oynamaktadır.

    Dr. Hamer kendi kanser hastalarında, kanser türü ne olursa olsun, beyin

    MR'larında 'Hamerfokus/foki' olarak adlandırdığı ve beyinin çeşitli ve

    farklı bölgelerinde dansite farkından ötürü görülebilen bölgeler tespit

    etmiş ve ispatlamıştır. Hatta, kanser türüne göre bu bölgeleri

    kategorize etmiştir. Bundan yola çıkarak, hastaların bu gibi sorunlarını

    araştırmak ve psikolojik destek vererek hastalığı pozitif yönden

    etkilemek mümkündür. Ayrıca biorezonans cihazı ile beyindeki bu

    bölgeleri tespit ve tedavi etmek mümkündür.

    Biorezonans ile kanser tedavisinde bahsedilen tedavi şekilleri sırasıyla

    her hastaya haftada iki defa uygulanır. Bu hastaların takibi klasik tıp

    metotları ve biorezonans test sistemi ile olur. Tedavilerden sonuç

    aldıktan sonra stabilizasyon tedavileri uygulanarak hasta üç ayda bir

    takibe alınır. Hastaya orto-moleküler maddeler de tavsiye edilir.

    Biorezonans metodu, fazla kiloların kalıcı olarak giderilmesine büyük

    ölçüde destek oluyor. Bir spor ve diyet programından farklı olarak

    doktor gözetiminde kişinin sağlığına yönelik uygulamaların öne çıktığı

    biorezonans ile sağlıklı zayıflama programı, insülin direncinin

    dengelenmesi, besin intoleranslarının giderilmesi, iştahın azaltılması,

    metabolizmanın hızlandırılması, bölgesel zayıflama gibi amaçlara hizmet

    ediyor.

    Bir türlü kilo verememizin sorumlusu vücudumuzdaki iki sinsi ajandan

    biri olabilir: CandidaAlbicans mantarı ya da AdenoVirüs 36. Zayıflama

    amacıyla uygulanan biorezonans tedavisi kapsamında bu iki patojene karşı

    mücadele ediliyor.

    Kilo almanın nedenlerinden bir tanesi yaşam biçimi. Sizin günlük

    harcamanız gereken kalori 2000 iken, siz 3000 kalori alıyorsanız, 1000

    kalori kilo fazlasına dönüşüyor. Harcamamız gereken 2000 kaloriyi

    artırmak, aldığımız 3000 kaloriyi de azaltmak gerek. Bunun için spor

    şart. Ama bu yapılması gerekenlerden yalnızca bir tanesi. Spor tek

    başına yeterli değil. Kişinin metabolizması zayıf olabilir. Biorezonans

    ile metabolizmayı hızlandırıcı bir tedavi uyguluyoruz. Ayrıca kişi

    hormonal olarak dengesiz olabilir, insülin direnci olabilir. İnsülin

    direncimiz varken, vücut insülin direncinden dolayı glukozu harcamazken

    istediğimiz kadar diyet yapalım, aç kalalım, kilo veremeyiz. Versek bile

    hemen geri alırız. Biorezonans tedavisi ile tüm bunları dengeliyoruz,

    ayrıca iştah azaltıcı bir tedavi programı uyguluyoruz. Bazı kişiler

    bölgesel olarak kilo alabiliyor. Kadınlar en çok kalça, basen

    bölgesinden, erkekler göbekten kilo alabiliyorlar. Biorezonans ile

    bölgesel zayıflama sağlayabiliyoruz.

    İrritabl bağırsak sendromu biorezonans metodu ile kalıcı olarak tedavi

    edilebilmektedir. Bağırsaklarımıza artık ikinci beyin diye hitap

    ediyoruz. İkinci beyin olma sebebi de bağırsaklarımıza beynimizden

    ulaşan vagus sinirinin olması, beynimizde emosyonel merkez dediğimiz

    amigdalanın direkt bağırsaklar üzerinde etki etmesi ve

    bağırsaklarımızdaki hücreler tarafından beyinde üretilmesi gereken

    nörotransmitterlerin yaklaşık 40'ının üretiminin olması. Dolayısıyla

    bağırsaklarımız bizim için çok önemli. İrritabl bağırsak sendromu da adı

    üzerinde huzursuz bağırsak sendromudur. Yani duygusal durumdan,

    psikolojiden, mutluluktan, öfkeden etkilenebilen bir ishal, bir

    kabızlıkla seyreden bir bağırsak sendromudur. Bunun tedavisi de klasik

    tıpta çoğunlukla antidepresanlar gibi ilaçlarla yapılır iken biorezonans

    ve diğer geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemlerinde irritabl bağırsak

    sendromunun tedavisi başta beslenmeyle ve diğer vitamin minerallerle

    yapılabilmektedir. Aynı zamanda bu hastalığın sinir sistemi üzerindeki

    etkilerinden dolayı da kişinin psikolojik durumu ve sosyal durumu da

    önemli olduğu için bu konularda da destek verilmektedir. Biorezonans

    tedavisi irritabl bağırsak sendromunun tedavisinde son derece etkili bir

    destek tedavi metodudur.

    KOAH hastalığı kronik bronşitten ve anfizemden oluşan kronikleşmiş bir

    akciğer hastalığıdır. Yani akciğer alveollerinin harabiyeti ve

    esnekliğini kaybetmesi ile beraber oluşan bir rahatsızlıktır. KOAH

    hastalığının gerilemesi aslında mümkündür. Çünkü bütün hücreler

    esnekliğini tamamen kaybetmez KOAH hastalığında. KOAH hastalığının

    ilerlemesine sebep olan etkenleri ortadan kaldırırsanız, örneğin kirli,

    dumanlı bir yerde çalışıyorsanız, sigara içiyorsanız, bunları

    bırakırsanız öncelikle bu hastalığın ilerlemesini durdurma şansınız var.

    Beraberinde yapılacak bazı değişikliklerle ve tedavilerle tabii

    hastalığın etken olduğu problemleri ortadan kaldırma şansı var.

    Özellikle biorezonans metodu ile biz bu uygulamayı yapıyoruz. Ve

    hastalığı bir miktar da olsa geriletilme şansı var ki bu da hastanın

    yaşam kalitesi ve konforunu artıran bir durumdur. Bizler biorezonans

    metodu ile KOAH hastalarında akciğeri etkileyen çevresel faktörleri

    özellikle toksinleri, virüsleri, bakterileri, parazitleri ortadan

    kaldırarak akciğerin öncelikle rahatlamasını sağlıyoruz. Bununla

    birlikte vital kapasiteyi artıracak tedaviler ekleyerek kişinin yaşam

    kalitesi ve konforunu artırarak hastalığının da gerilemesini sağlıyoruz.

    Klasik tıpta insülin direnci ile ilgili verilen bazı ilaçlar olsa da

    bunlar direkt insülin direncini tedavi etmede çok yeterli değildir.

    Burada en önemli şey insülin direncini yenebilmek için beslenmemizi

    planlamaktır. Ve bunun yanında da özellikle biorezonans metodu gibi

    fonksiyonel tıp yaklaşımı gibi metotlar ile insülin direncini çok rahat

    yenebilir ve tedavi olabilirsiniz.

    İmmun yetmezlik tedavisinde biorezonanstan etkili bir şekilde

    faydalanabiliriz. Vücudumuzda hastalıklar ya çevresel ya da genetik

    nedenlerle oluşur. Çoğu zaman ikisi bir arada da görülebilir.

    Yani genetik bir sıkıntımız varsa bile üzerine eklenen çevresel

    faktörler (virüs, bakteri, parazit gibi) bardağı doldurur, bir noktadan

    sonra bardak taşar. Bardağın taştığı nokta immun sistemimizin yetmezlik

    ya da zorlandığı noktadır. Tedavisinde de biorezonans metodu ile

    yaptığımız bir kan testi ile vücudumuzdaki çevresel faktörler tek tek

    tespit edilir. 14 ayrı parametreden 6400'den fazla madde taranır.

    Alerjilerimiz, gıda, aşı alerjilerimiz, virüs, bakteri, parazit gibi

    hatta kanser hücrelerine kadar birçok faktör test edilir. Ve çıkan

    sonuçlara göre biorezonans metodu ile tek tek temizlenerek gerek ters

    frekans gerek desteklenerek bunların hepsi temizlenir. Ve sonrasında da

    bağışıklığımıza destek verilerek detoksifikasyon yaparak immun yetmezlik

    tedavi edilerek desteklenir.

    Polikistik over tedavisinde ameliyatı en son düşünmek gereklidir. Çünkü

    polikistik over olan hastalarda progesteron, östrojen dengesinde sorun

    vardır daha önce başka problemleri vardır. Alt yapısında başka nedenler

    vardır. Dolayısıyla öncelikle bu hastalarda başta biorezonans tedavisi

    olamk üzere ameliyat harici tedavi şekillerini düşünmek lazım gelir.

    Polikistik over hastalığının birçok nedeni olabilir. Hormonal

    dengesizlikler, tiroid sorunu, iyot eksikliği söz konusu olabilir.

    Öncelikle bunları tedavi etmek lazım ki bunların da hem doğal bir

    şekilde doğru bir beslenme ile iyot desteği ile biorezonans metodu gibi

    metotların kombinasyonu sayesinde çok rahat ve etkili bir şekilde tedavi

    edebilmekteyiz.

    Diyabet tedavisine geçmeden diyabetin çeşitleri var, bunları paylaşalım.

    Tip 1 diyabet, tip 2 diyabet, hatta son zamanlarda tip 3 diyabetten de

    söz ediliyor. Tip 1 diyabet daha çok otoimmun bir rahatsızlıktır.

    Biorezonans tüm diyabet hastalıklarının tedavisinde etkilidir. Tip 1

    diyabette otoimmun kuralları uygulayarak biorezonans tedavisi uygulanır.

    Yani kişinin yaşam kalitesi ve konforunu artırarak, şeker regülasyonunu

    daha kolay sağlayarak ve vücudunun bağışıklığını sağlayarak biorezonans

    tedavisinden tip 1 diyabette etkin şekilde faydalanmak mümkündür. Tip 2

    diyabette insülin bağımlı bir diyabet şekli değildir. Tip 2 diyabette de

    biorezonans etkilidir. Hatta tip 1 diyabete göre daha çok etkilidir. Bu

    hastalarda hastanın hem beslenme desteğini net bir şekilde sağlamak

    gerekiyor. Biorezonansta şeker metabolizmasını düzenleyebiliyoruz.

    Biorezonansta karbonhidrat metabolizmasından tutun da yağ, protein

    metabolizmasını dengeleyebiliyoruz. Ayrıca özellikle gıda intoleransları

    başta olmak üzere candida gibi, bağırsak parazitleri gibi pankreasa ve

    insülin metabolizmasına, besin metabolizmalarına etki eden nedenleri de

    biorezonans ile ortadan kaldırabiliyoruz. Bunların hepsini

    toparladığımızda da hasta tip 2 diyabetten tedavi olmuş oluyor ve tabii

    ki beslenmesini ve yaşam kalitesini, sosyal düzenini sabit ve dengeli

    tutmak kaydıyla...

  • Tedavi muayene ve anamnez süreci ile başlar. Dr. Sinan Akkurt
  • tarafından kişinin yaşam şekli, alışkanlıkları incelenir ve kişiye

    özel bir program önerilir.

  • Biorezonansa özel kan testi ile reflü, gastrit ve ülserin rahatsız
  • edici etkilerini tetikleyecek rahatsızlıklar araştırılır.

    Özellikle gıda intöleransları taranır. Varsa rejimle birlikte anti

    frekansların verilmesi suretiyle tedavi uygulanır.

  • Mide asidini azaltıcı frekans programı uygulanır. Herhangi bir ilaç
  • reçete edilmez.

  • Yoğun stres altındaki kişiler için anksiyete önleyici frekans
  • programı uygulanır.

  • Tedavi, haftada bir gün, bir saatlik seanslar halinde olmak üzere 10
  • ila 12 haftada tamamlanır.

    Çocuklarda en sık görülen nörolojik rahatsızlık olan epilepsi, beyin

    normal aktivitesinin, sinir hücrelerinde geçici olarak meydana gelen

    anormal elektriksel aktivite sonucu bozulması ile ortaya çıkan ataklarla

    kendini gösterir. Epileptik atak, diğer bir deyişle nöbet

    gerçekleştiğinde hastada geçici bilinç kaybı ve buna bağlı beklenmedik

    davranışlar gözlenir. Atakların sürekli olması durumunda epilepsi

    hastalığından söz edilir. Bu atakların anne babalar tarafından iyi

    gözlemlenmesi hastalığın teşhisinin konması açısından önemlidir. Örneğin

    çocukta bir anda ortaya çıkan anlamsız boş bakışlar, kol ya da

    bacakların birdenbire tutmaması, ağzı şapırdatma, ani sıçrama --

    irkilmeler gibi durumlar yaşanabilir. Normal olmayan bu gibi

    davranışlarda epilepsiden şüphelenilebilir ve bir nöroloji uzmanına

    başvurmak gerekir.

    Epilepsi çoğunlukla tedavi edilebilir bir hastalıktır. Epilepsi

    tedavisinde son teknolojinin sağladığı yeni görüntüleme yöntemleri,

    beyin pilleri, yeni ilaç ve cerrahi yöntemlerin yanında destek tedavi

    metodu olarak biorezonans metodundan da yararlanılabilmektedir. Herhangi

    bir yan etkisi bulunmayan biorezonans metodundan hastalar, modern tıbbın

    önerdiği doğrultuda tedavileri sürerken, örneğin ilaç kullanmaya devam

    ederken eş anlı olarak destek alabilirler. Biorezonans tedavisi ile

    hastanın vücudundaki elektro-manyetik alan bozuklukları veya blokajların

    ortadan kaldırılarak biofiziksel dengesini sağlamak mümkün

    olabilmektedir.

    Biorezonans tedavisi, otoimmun hastalıkların tedavisinde çok etkili bir

    metot. Bu konuda da ciddi tecrübelerimiz var ve iyileşen birçok hastamız

    var. Bunun yanında ozon tedavisi de bu hasta grubunda faydalıdır.

    Özellikle orta doz ozon uygulaması dediğimiz teknik uygulandığında bu

    hastalar ozon tedavisinden ciddi fayda göreceklerdir. En önemlisi

    bunların yanında bu hastalığın özellikle bağırsakları koruyucu bağırsak

    florasını düzeltici doğru bir beslenme tarzına geçmeleri gerek. Bu

    protokol çok önemli. Ve doğru beslenme şekli ancak bizler gibi bu konuyu

    bilen ve bu konudaki uygulanan protokolleri takip eden hekimler

    tarafından uygulanabilir. Tüm bunların toplamı biorezonans metodu, ozon

    tedavisi ve beslenme teknikleri MS konusunda etkili metotlarımızdır.

    Otoimmun sistem hastalıklarında vücut kendi hücrelerini yabancı kabul

    eder ve onlara saldırmaya başlar. Otoimmun hastalıklar genetik

    kökenlidir ve kroniktir. Tedavisi kolay değildir. Klasik tıpta

    genellikle bu hastalara semptomatik yaklaşılır ve hastanın ağrısı,

    halsizliği giderilmeye çalışılır. Genetik kökenli olduğu için ömür boyu

    yaşanacak ve geçmeyecek hastalıklar gözüyle bakılır.

    Otoimmun hastalıkların tedavisine biorezonans açısından bakışımız ise

    şöyle: Örneğin MS hastalığının hasta için 40 kiloluk bir yük olduğunu ve

    hastanın taşıma kapasitesinin de 50 kilo olduğu düşünelim. Bu hastanın

    ellerinde alerji, virüs, bakteri, parazit gibi 20 kiloluk daha yük

    olduğunu düşünelim. O an aktif olarak ortaya çıkmasa da çok büyük

    olasılıkla bu tip yükleri de vardır. Bu kişinin toplam 60 kilo yükü var

    ama 50 kilo taşıyabiliyor. Dolayısıyla vücut MS ile savaşamıyor, yorgun

    ve güçsüz düşüyor. Bu noktadan hareketle biorezonans tedavisinde

    öncelikle hastanın yüklerini hafifletmek hedefleniyor. Yani yükünü

    azaltmaya odaklanıyoruz. Biorezonans tedavisi ile hastanın MS dışında

    bağışıklığını etkileyen yüklerini azaltıyoruz. Alerjileri tedavi etmeye

    başlıyoruz. Tedaviye en hafif alerjiden başlıyoruz. Böylelikle

    tahterevalli etkisi yaratmamış oluyoruz. Yani bir tarafta hasta

    oturuyor, bir tarafta alerjileri oturuyorsa birden çok ağır bir alerjeni

    alıp hastanın yere çarpmasını istemiyoruz. Birer birer hafif hafif

    alerjileri temizlerken ve bağışıklık sistemi rahatlamaya başlarken ana

    ve ağır alerjenlerin ardından kimyasallar, virüs, bakteri, parazit gibi

    diğer etkenlerin tedavisine geçiyoruz. Tedavinin bu aşamasında romatoid

    artrit olup ağrıları bıçak gibi kesilen hastalar var. Bunların hepsini

    tedavi ettikten sonra hasta rahatlıyor ve 50 kilo taşıyabilir bir

    durumdayken sadece 40 kiloluk yükü kalıyor. Ağrıları kesiliyor. Bir

    diğer yandan da 50 kilo taşıyabilirken 60 -- 70 kilo taşıyabilir bir

    kapasiteye ulaştırmak için bağışıklık sistemini güçlendirici tedavi

    uyguluyoruz. Böylelikle hasta normal bir insan gibi hayatına devam

    edebiliyor. Kendine iyi baktığı sürece atak geçirmiyor, hiçbir sıkıntısı

    olmuyor.

    Biorezonans metodu ile psikiyatride verilen bütün ilaçların hepsinin

    etkisini sağlama şansınız var. Çünkü bunlar neticede vücuttaki

    biyokimyasal birtakım yolakları etkiliyor, biz de biorezonans metodu ile

    bu yolakları etkileyebiliriz. Örneğin seratonin. Hepimizin bildiği

    mutluluk hormonu. Biorezonans metodu ile seratoninin yükselmesi

    sağlanabilir, bunu destekleyebiliriz. Bunun haricinde dopamini

    yükseltebilirsiniz. Beyindeki psikolojiyi, emosyonel durumu etkileyen

    bütün nörotransmitterleri biorezonans metodu ile destekleme şansınız

    var. Bu birincisi. Bir diğer konu hücresel stres. Hücresel stres nedir?

    Örneğin siz çok fazla saçınıza saç kurutma makinası tuttunuz. Bir süre

    sonra baş ağrısı olur, neden? Radyasyondan. Çünkü radyasyon hücre içine

    etki ederek hücresel stres yaratır, yük yaratır. Bunun gibi birçok

    toksin hücrede strese yol açar. Bu da sizin psikolojik olarak da dayanma

    ve direnme gücünüzü azaltarak olaylara, yaşanmışlıklara karşı

    vereceğiniz emosyonel tepkileri etkiler. Bir diğeri de, bakın her

    duygunun biyokimyasal bir karşılığı var. Öfkelendiğinizde tansiyonunuz

    çıkıyor. Üzüldüğümüzde şekerimiz yükselebiliyor. Ya da korktuğunuzda

    dudağınızda uçuk çıkıyor. Yani duygusal birçok şeyin de yine

    biyokimyasal karşılığı var. Depresyon duygu değil midir? Kaygı duygu

    değil midir? Yaşanan üzüntü duygu değil midir? Demek ki bunların

    biyokimyasal karşılığı varsa biofiziksel karşılığı da var. Yani bizim

    sağ beyin yarım küresini, sol beyin yarım küresini frekansla destekleme

    şansımız var. Dolayısıyla duyguları da biorezonansla bu şekilde yönetme

    şansımız var. Bunun için doğru sistematik tedaviyi uyguladığınızda

    özellikle psikiyatrik ve psikolojik rahatsızlıklarda biorezonans

    metodundan etkili bir şekilde yararlanmanız mümkün.

    -- Sağlıklı beslenme ilkelerinin benimsenmesi ve bunun bir yaşam şekli

    haline getirilmesi için.\

    -- Kişinin yaş, kilo, metabolizma hızı, kan değerleri, yaşam şekli gibi

    kendine özgü koşullar çerçevesinde doğru beslenmeyi öğrenebilmesi ve

    uygulayabilmesi için.\

    -- Kilo kontrolü sağlayarak fazla kiloların getirdiği sağlık risklerini

    ortadan kaldırabilmek için.\

    -- Kişiye özel ideal kilo miktarının korunabilmesi için.\

    -- Gebelik, emzirme, sporcu beslenmesi, kronik hastalıklarda beslenme

    gibi özel durumlara ilişkin doğru beslenme programlarının

    oluşturulabilmesi ve uygulanabilmesi için.

    Biorezonansın en önemli özelliklerinden bir tanesi vücudumuzdaki

    hücrelerin frekansının kullanıldığı bir tedavi sistemi olması. Alerji ve

    diğer patolojik maddelerin de ters frekansları üretilerek vücudumuza

    veriliyor.

    Biorezonans sistemi alkol ve sigarada da işte bu patolojik frekansların

    tersini verip nötrleştirerek yapılan bir tedavi metodu. Buradaki

    patolojik madde içilen sigara. Sigaranın yani nikotinin frekansı ters

    frekans verilerek nötrleştiriliyor ve bu sayede kişinin vücudu hiç

    sigara içmemiş birinin vücudu gibi oluyor, yani sigara bilgisi sigara

    frekansı kalmıyor. Alkol de tıpkı buna benziyor. Alkolde de yine içilen

    alkolün frekansının tersi verilerek vücutta alkolün nötrleştirilmesi ve

    o frekansın temizlenmesi sağlanıyor. Alkolle sigara arasındaki en önemli

    fark alkolde içinde bulunan maddeden alkolden ve alkole bağlı olarak

    alkolün içindeki glukoz miktarına bağlı vücudumuzdaki metabolik

    değişiklikler. Dolayısıyla alkol tedavisi yaparken sadece ters frekans

    vermek yetmiyor. Bu hastanın metabolik açıdan değerlendirilmesi,

    detoksunun yapılması, metabolik açıdan dengelenmesi ve ekstra vitamin

    mineral takviyesi ve beslenme programı verilmesi gerekiyor.

    Bu nedenle kliniğimizde alkol tedavisi kişi kararlı olarak geldiğinde

    beş gün sürüyor.

    Pazartesi başlar, Cuma günü biter.

    Ve bu hastalar eğer ki Pazartesi başladığında kendilerine aynada bir

    baktığında Cuma günü itibariyle arada ciddi bir fark olduğunu görürler.

    Blog

    Enerji Tıbbı ve Onun Değerli Bir Üyesi Biorezonans

    Biorezonans uygulamaları Almanya merkezli olarak Avrupa’da 40 yıldır uygulanıyor. Biorezonans ile henüz tanışmadıysanız, öncelikle Avrupa’da yaygın olarak bilinen enerji tıbbı kavramından söz edelim. Enerji doğal bir süreçle bir biçimden diğerine dönüştürülebilir, ancak toplam enerji miktarı değişmeden kalır. Başka bir deyişle, enerji asla yaratılamaz veya yok edilemez. Bu, enerjinin korunumu yasası olarak bilinen fizik kanunudur. Bu kesin bir yasa ve hiçbir istisnası bulunamamıştır. Enerji tıbbı ise bir tıbbi cihazın veya insan vücudunun ürettiği enerjinin teşhis edici ve terapötik kullanımı olarak tanımlanır.

    Enerji tıbbı insan vücudunun hayati sistemlerini koruyan ve tanımlayan; duyusal, sindirim, dolaşım ve hareket sürecine güç sağlamak, iç iletişim kurmak için çeşitli enerji türlerinden yararlandığını kabul eder.

    Enerji tıbbı için çok önemli iki fiziki kanun vardır. Birincisi Amper yasası; 1826’da Andre Marie Ampere tarafından geliştirildi. Fiziksel bir kanun olarak çok güvenilirdir, 150 yılı aşkın süredir fizik araştırmalarında istisnalar bulunmamaktadır.

    Amper yasası, 1820’de Hans Christian Orsted tarafından yapılan kazara keşfi ölçmek için tasarlandı. Kopenhag Üniversitesi’nde bir fizik sunumu yaparken Oersted, bir aküden akan elektrik akımının bir pusula iğnesini saptırdığını fark etti.

    Sonuç o kadar güvenilirdi ki; Orsted manyetik alanların bir elektrik akımı taşıyan bir telin her yanından yayıldığına ikna olmuş oldu. Başka bir deyişle, elektrik manyetizmaya yol açıyordu.

    Orsted’in bulgularını, Fransız fizikçisi Andre Marie Ampere, akım taşıyan iletkenler arasında manyetik kuvvetler sunmak için tek bir matematiksel formül oluşturdu. Amper yasası enerji tıbbı için o kadar önemlidir ki, insan vücudunu çevreleyen biyomanyetik alanın kökeni (aura) açıklanmaktadır. En güçlü elektrik alanı kalp tarafından üretilir ve dolaşım sisteminden akan bir akım üretir, bu da iyi bir iletkendir. Amper yasasına göre bu akım vücudun en güçlü biyomanyetik alanını üretir.

    Temel fizik ve biyofizik: Elektromanyetizma ve rezonans

    Frekans elektromanyetik dalgaların saniyedeki döngü sayısıdır ve Hertz (Hz) ile ifade edilir. Uygun frekanstaki çok zayıf enerji alanları çok terapötik olabilir. Rezonans bu frekans özgüllüğünün sebebidir. Moleküler rezonanslar gibi biyolojik etkiler de frekansa spesifiktir. Bu; insan vücuduna uygulanan frekansları kullanan geniş bir enerji terapisi yelpazesi için hayati önem taşımaktadır; bu sinyaller ister tıbbi cihazlardan ya da diğer yöntemlerden gelsin.

    Biorezonans Nedir Peki?

    Tüm bunların ışığında biorezonans, maddelerin çevrelerine yaydığı mikro elektromanyetik titreşimlerinin ya da vücudun kendisinden alınan elektromanyetik bilginin tedavi için kullanılmasıdır. Biorezonans aynı zamanda, vücudun toksik yükünü azaltmak için virüs, yiyecek ve kimyasal gibi maddelerin salınımlarını kullanır. Birlikte kullanılan bu teknikler, hastanın vücut işleyişini düzene koyar ve iyileşmesini hızlandırır. Yöntemin doğası gereği biorezonans tedavilerinde kullanılan teknoloji de etkinlik üzerinde birinci derecede belirleyicidir.

    Hücrelerin bilgi alışverişi bilinen metotlar (hormonlar vs.) yanı sıra biyofiziksel anlamda, yani titreşim yolu ile olur. Patolojik salınımlar her hastanın vücudunda normal salınımların yanında aktiftir.

    Biorezonans tedavisinin amacı, patolojik olanları elemek ve fizyolojik olanları güçlendirmektir. Biorezonans, dokuların, vücut sıvılarının sudaki bilgilerini değerlendirerek çalışır, olduğu gibi tedavi etmez. Aslında, temel ilkelerinden biri, inversiyon tedavisinin bir ayna görüntüsü dalga formu kullanmasıdır.

    Bunun amacı; sağlıksız salınımı nötrleştirmektir ve gücünü azaltmaktır. Tekrarlanan tedaviler sonunda patolojik bilgileri ortadan kaldırır.

    Bu özellikle bağışıklık sistemi tehlikede olan hastalar için yararlıdır. Çünkü patojen sinyaline karşı vücudun bağışıklık tepkisine dayalı değildir.

    Vücuda giren herhangi bir toksin (bir virüs, bakteri, küf, mantar ya da kimyasal) rahatsız edici frekans desenlerine sahiptir. Bu da kendisini çevreleyen doku rezonansını değiştirir. Sonuç olarak, vücudun kendi kendini düzenleme fonksiyonunu bozmasına neden olur. Hayatımız boyunca, çok sayıda toksin ve stres ile karşılaşmaktayız ve çoğu zaman bunlarla başa çıkmaya çalışırız.

    Stresörler:

    • Biyolojik: Bakteriler, virüsler, aşılar, gıdalar
    • Kimyasal: Gıda katkı maddeleri, amalgam, pestisitler
    • Fiziksel: Radyasyon (elektromanyetik alanlar, X-ray, telefonlar, TV vb.)
    • Duygusal: Yaşam değişimleri, hormonal dengesizlikler

    Zamanla inşa ettiğimiz şey toksinlerin kümülatif etkisidir. Yani örneğin; buğday alerjisi olan bir kişi polen mevsimi zamanında saman nezlesinden muzdarip olabilir. Bunun altında yatan neden ya da en büyük toksik stres buğdaydır. Polenler eklenen birer strestir ve buğday alerjisi yok edildikten sonra, artık problem de kalmayabilir.

    Biorezonans’ın Kullanım Alanları

    Biorezonans tedavisi alerjiden kansere kadar tüm hastalık gruplarında rahatlıkla kullanılabilir. Acil ve cerrahi müdahale gerektiren durumların haricinde etkili bir tamamlayıcı tedavi metodudur. Aynı zamanda konvansiyonel tıpla beraber entegratif bir tedavi metodu olarak da kombine edilebilir. Kombinasyonda konvansiyonel tedaviyi bozmamakla beraber etkinliğini artırabilir. Hiçbir zararı ve yan etkisi yoktur. Her yaşta güvenli bir şekilde kullanılabilen bir metottur.

    Son 30 yılda, çeşitli sağlık durumlarında biorezonans terapisi uygulanmasının etkinliği ve güvenliğine ilişkin gittikçe artan sayıda kanıt ortaya çıkmıştır.

    BRT’nin güçlü yanları arasında; geniş uygulama çeşitliliği (organik, fonksiyonel, akut ve kronik çok sayıda rahatsızlık BRT ile tedavi edilebilmektedir), yan etkilerinin olmayışı (tasarlandığı şekilde kullanıldığında), tam anlamıyla bireye özel bir tedavi yaklaşımı ve hastanın genel sağlık durumunu iyileştirme potansiyeli, dolayısıyla da hastanın yaşam kalitesini geliştirme potansiyeli yer alır.


    Biorezonans ile Kilo Kontrolü

    Biorezonans tedavisinin desteğini alarak, cerrahi müdahale olmaksızın çok daha etkili, sağlıklı ve kalıcı kilo verebilirsiniz.

    Sağlıklı zayıflamanın olmazsa olmazları sağlıklı bir diyet, hareketli bir yaşam, yeterli su içme ve düzenli uykudur. Yanı sıra biorezonans tedavisinin desteğini alarak çok daha etkili, sağlıklı ve kalıcı kilo verebilirsiniz.

    Zayıflama tedavisi için birçok etkenin aynı anda çözümlenmesi gerekir. Çünkü kilo almanın nedeni bir tane olmayabilir; birçok neden bir araya geldiğinde zaten bu kilo alma sorununu yaşarız. Örneğin hormonların dengesizleşmesi, bozulması veya hatalı çalışması önemli bir sorundur.

    Metabolizmanızın yavaşlaması bir başka sorundur. Psikolojik nedenler bir diğer faktördür. Hatta gıda intoleransları bile kilo almada en kritik etkenlerden bir tanesidir. Dolayısıyla tedavi ederken de bu multi-faktörel nedenlerin hepsini birden ortadan kaldırmak için bütüncül çalışmak gerekir.

    Biorezonans metodu da işte tam anlamıyla böyle bir metottur.

    Biorezonans metodunda hormonal denge sağlanırken diğer taraftan metabolizmanın hızlandırılması desteklenir. Kişiye özel bir beslenme planı hazırlanarak bu metabolizmayı hızlandırmanın hormonal destekle beraber yürümesi sağlanır. Aynı zamanda gıda intoleransları için de en etkili tedavi yöntemlerinin başında biorezonans metodu gelir.

    Bir de iştahı azaltıcı tedavi frekanslarını tedaviye eklediğiniz zaman biorezonans metodu zayıflamada belirleyici bir faktör haline gelir. Tabii ki kişinin kilo vermek için kararlı ve disiplinli olması sürecin en değerli unsurudur.

    Biorezonans ile Sağlıklı Zayıflama Süreci

    Biorezonans metodu, fazla kiloların kalıcı olarak giderilmesine büyük ölçüde destek olur. Klasik bir spor ve diyet programından farklı olarak doktor gözetiminde kişinin sağlığına yönelik uygulamaların öne çıktığı biorezonans ile sağlıklı zayıflama programı; insülin direncinin dengelenmesi, besin intoleranslarının giderilmesi, iştahın azaltılması, metabolizmanın hızlandırılması ve bölgesel zayıflama gibi amaçlara hizmet eder.

    Bir türlü kilo veremememizin sorumlusu vücudumuzdaki iki sinsi ajandan biri olabilir: Candida Albicans mantarı ya da Adenovirüs 36. Zayıflama amacıyla uygulanan biorezonans tedavisi kapsamında bu iki patojene karşı hedeflenmiş frekanslarla mücadele edilir.

    Kilo almanın en temel nedenlerinden biri yaşam biçimidir. Sizin günlük harcamanız gereken kalori 2000 iken 3000 kalori alıyorsanız, 1000 kalori doğrudan kilo fazlasına dönüşür. Harcamamız gereken 2000 kaloriyi artırmak ve aldığımız kaloriyi de sağlıklı seviyeye çekmek gerekir.

    Bunun için hareket şarttır, ancak tek başına yeterli olmayabilir; çünkü kişinin metabolik hızı düşük olabilir.

    Biorezonans ile metabolizmayı hızlandırıcı frekans tedavisi uyguluyoruz. Ayrıca kişi hormonal olarak dengesiz olabilir veya insülin direnci bulunabilir. İnsülin direnci varken, vücut glukozu etkili harcayamaz; bu durumda ne kadar aç kalınırsa kalınsın kilo verilemez veya hızla geri alınır. Biorezonans tedavisi ile tüm bu sistemik dirençleri dengeliyor, iştah kapatıcı frekans programları uyguluyor ve bölgesel yağlanma görülen basen veya göbek bölgelerinde lokalize metabolik uyarım sağlıyoruz.

    Energy Medicine and Its Valuable Member: Bioresonance

    Bioresonance applications have been practiced across Europe, centered in Germany, for over 40 years. If you have not yet encountered bioresonance, let us first discuss the concept of energy medicine, widely recognized in modern integrative science. Energy can be transformed from one form to another through natural processes, yet the total quantity of energy remains constant. In other words, energy can neither be created nor destroyed. This is the foundational law of physics known as the Law of Conservation of Energy—an absolute principle with no known exceptions. Energy medicine is defined as the diagnostic and therapeutic utilization of subtle energy generated by medical instrumentation or by the human body itself.

    Energy medicine recognizes that the human body protects and sustains its vital systems through electromagnetic signaling, utilizing various forms of biophysical energy for internal communication to power sensory, digestive, circulatory, and musculoskeletal functions.

    Two physical laws are of paramount significance for energy medicine. The first is Ampère's Law, formulated by André-Marie Ampère in 1826. As a physical law, it is exceptionally dependable, with no exceptions discovered in over 150 years of rigorous physics research.

    Ampère's Law was formulated to quantify the accidental discovery made in 1820 by Hans Christian Ørsted. While delivering a physics lecture at the University of Copenhagen, Ørsted observed that an electric current flowing through a wire deflected an adjacent magnetic compass needle.

    The result was decisive: Ørsted demonstrated that magnetic fields radiate around every current-carrying conductor. In other words, electrical currents give rise to magnetism.

    Building upon Ørsted’s findings, French physicist André-Marie Ampère established a single unified mathematical equation describing magnetic forces between electric currents. Ampère’s Law is essential to understanding energy medicine because it explains the biophysical origin of the biomagnetic field (biofield) surrounding the human body. The heart produces the body’s strongest electrical field, propelling an electric current through the circulatory vascular system, which serves as an excellent ionic conductor. According to Ampère's Law, this physiological current produces the human body’s most potent biomagnetic field.

    Fundamental Physics and Biophysics: Electromagnetism and Resonance

    Frequency represents the number of cycles per second of an electromagnetic wave and is measured in Hertz (Hz). Ultra-weak electromagnetic fields tuned to precise physiological frequencies can be remarkably therapeutic. Resonance is the mechanism underpinning this frequency specificity. Biological interactions, such as molecular and cellular resonances, are inherently frequency-dependent. This principle is vital for a wide spectrum of bio-frequency therapies applied to the human body, whether delivered via sophisticated medical devices or targeted bio-signals.

    What Exactly Is Bioresonance?

    In light of these principles, bioresonance is the clinical application of micro-electromagnetic oscillations emitted by biological substances or electromagnetic information obtained directly from the patient’s own organism. Bioresonance also employs the distinct frequency spectra of substances such as pathogens, foods, and environmental toxins to unburden the body's detoxification pathways. Applied synergistically, these techniques regulate homeostasis, restore cellular communication, and accelerate spontaneous healing. Due to the biophysical nature of the modality, the underlying signal processing technology is the primary determinant of clinical efficacy.

    Intercellular communication occurs not only biochemically (via hormones and neurotransmitters) but fundamentally biophysically through electromagnetic vibrations. Pathological oscillations coexist alongside healthy physiological oscillations in every compromised organism.

    The primary goal of bioresonance therapy is to eliminate pathological frequency patterns while amplifying healthy physiological signals. Bioresonance operates by assessing informational patterns stored in the body's fluid matrix rather than suppressing symptoms chemically. A core tenet is inversion therapy, which employs precise 180-degree phase-inverted (mirror-image) waveforms.

    The objective: to neutralize distorted pathogen oscillations and reduce their biological charge, systematically dismantling pathological information over progressive treatment sessions.

    This is especially valuable for individuals with compromised immune systems, as it directly neutralizes pathogen bio-signatures without placing exhaustive demands on the body's immune reserves.

    Every foreign stressor entering the organism (viruses, bacteria, molds, fungi, or environmental chemicals) carries a discordant frequency pattern that alters surrounding tissue resonance, ultimately impairing the body’s self-regulatory mechanisms. Throughout life, we encounter cumulative toxic and environmental stressors that challenge our adaptive capacity.

    Primary Stressors:

    • Biological: Bacteria, viruses, vaccines, allergenic foods
    • Chemical: Food additives, heavy metals/amalgams, pesticides
    • Physical: Electromagnetic radiation (EMF, RF, X-ray, smart devices, screens)
    • Emotional: Chronic psychological stress, endocrine disruptions

    Over time, the cumulative toxic load overwhelms physiological tolerance. For instance, a patient with a subclinical wheat sensitivity may suffer acute allergic rhinitis during pollen season. The fundamental root stressor is wheat; airborne pollens simply trigger an already saturated immune threshold. Once the wheat intolerance is neutralized via bioresonance frequency inversion, the seasonal allergy symptoms frequently subside entirely.

    Clinical Applications of Bioresonance

    Bioresonance therapy is safely utilized across a wide spectrum of health challenges, from chronic allergies to integrative oncology support. Outside of acute surgical emergencies, it serves as an extraordinary complementary healing modality. It integrates seamlessly with conventional medical treatments, enhancing therapeutic efficacy without drug interactions or adverse side effects. It is non-invasive and safe across all age groups.

    Over the past 30 years, a substantial and growing body of international research has documented the clinical efficacy and safety of bioresonance therapy in various chronic and functional conditions.

    Key Strengths of Bioresonance Therapy (BRT): Comprehensive scope across organic, functional, acute, and chronic disorders; complete absence of adverse side effects (when clinically engineered); personalized adaptive protocols; and unmatched potential to enhance overall vitality and long-term quality of life.


    Weight Control with Bioresonance

    With the clinical power of bioresonance therapy, you can achieve significantly more effective, sustainable, and healthy weight loss without surgical intervention.

    The foundations of healthy weight loss are a balanced nutritional plan, active lifestyle, optimal hydration, and restorative sleep. Supported by bioresonance protocols, metabolic transformation becomes substantially more efficient, sustainable, and permanent.

    Successful weight management demands resolving multiple underlying physiological factors simultaneously. Excess weight is rarely the consequence of a single factor; it emerges when metabolic, hormonal, and cellular disruptions intersect. For example, endocrine imbalances, thyroid sluggishness, and insulin resistance pose formidable barriers.

    A decelerated basal metabolic rate is another obstacle, alongside emotional stress triggers and hidden food intolerances. Addressing weight loss requires a comprehensive strategy that tackles every contributing element in unison.

    The bioresonance method is uniquely engineered for this multi-factorial challenge.

    Bioresonance protocols re-establish endocrine harmony while accelerating metabolic efficiency. Paired with a tailored nutritional plan, metabolic activation operates in synergy with hormonal stabilization. Concurrently, bioresonance represents one of the most effective non-invasive methods for clearing food intolerances that fuel chronic systemic inflammation.

    When appetite-suppression and satiety-signaling frequencies are integrated into the protocol, bioresonance becomes a decisive game-changer. Naturally, patient commitment and disciplined lifestyle habits remain foundational to long-term success.

    The Bioresonance Healthy Slimming Protocol

    The bioresonance method actively facilitates permanent fat loss. Supervised under scientific protocols, it targets insulin sensitivity normalization, food intolerance elimination, appetite modulation, metabolic speed enhancement, and targeted regional body contouring.

    Often, chronic inability to lose weight is perpetuated by stealth biological agents: Candida Albicans fungal overgrowth or Adenovirus 36 (the adipogenic virus). Within the targeted bioresonance weight loss protocol, specific frequency inversions neutralize these stubborn pathogens.

    Energy expenditure versus caloric intake is a primary consideration. If your daily metabolic requirement is 2,000 calories but you consume 3,000 calories, the surplus 1,000 calories inevitably converts into adipose tissue. We must elevate caloric expenditure while normalizing healthy intake.

    Physical activity is indispensable, yet exercise alone often proves inadequate if cellular metabolism is sluggish or impaired.

    With bioresonance, we administer targeted frequency protocols that stimulate cellular metabolic rate. Furthermore, we counteract insulin resistance—a condition where cells fail to utilize glucose, causing dietary calories to convert to fat regardless of caloric restriction. Bioresonance balances these regulatory mechanisms, suppresses compulsive cravings, and delivers localized frequency stimulation to stubborn regional fat deposits such as the abdominal and hip areas.

    İletişim

    KKTC Merkez

    Leonardo da Vinci Sk., Sakarya GMTGB Binası,
    DAÜ Dış Kapı No: 5 Gazimağusa / KKTC

    Türkiye Ofis

    Cumhuriyet Mh., Bayındır 1 Sk. No: 23
    İç Kapı No: 1 Çankaya / Ankara